

Zamanımızın materyalist kimliklere boğulmama ve arınma çabaları süredursun
kimi kişi ve kurumlar maddiyatçılığın pençesinde kavruluyor.
Eğitim kurumlarının giderek özelleştiği ve devlet hizmetinden öte, ticari kurumlara dönüştüğü
günümüz eğitim anlayışını yaşadım ve hayıflanarak seyrediyorum.
İdealler vardır,kutlu ve yüce.Ulaşamasak da ideal olarak yer etmişlerdir içimize.
Çocukluğumuzda daha ilkokul sıralarında alınan takdir -teşekkür belgelerinden
liselere doğru uzanılan eğitim sürecinde kimlik kişilik henüz oturmamışken daha,
'ne olacağım!' kaygılarıyla boğuşulur.Doktorun oğlu filan kursa gidiyordur da iyi eğitim alıyordur,
biz onun gibilerle nasıl yarışacağız türünden anılar çoğumuzun hayatında yer etmiştir ya da
günümüz çocukları aynı kaygılar içinde boğuşuyor.
Mesleki eğitim bir yana bugün devlet okullarının içine düştüğü sıkıntılar yanında çocukları
mesleki hayata hazırlama adına yüce okullara ulaştırma gayretleri de gençleri içinden çıkılamaz
ders çalışma havalarına boğuyor.Şu nefis dedikleri arzuları tükenmez ki!
Üniversiteyi bitirişimle,hayatım sayısal derslerin ağırlığında henüz hayatla tanışmamışken
iyice yoğurmuş beni.Tam bitiyor dediğim anda...
Ana dilim Türkçe ama İngilizce olmadan olmazmış!
Bu kural nerde yazıyordu?
Madem öyleydi üniversiteyi neden İngilizce okumadım, okuyamadım?

İngilizceyi hangi şartlarda nasıl öğrenecektim?
Yolum yine dersanelere düşüyor;ama içimde öylesine bezginlik vardı ki yarış atı yorgun düşmüştü.
Beni şaha kaldıracak bir engeli daha aşmak için gücüm kalmamıştı adeta.
Beyin infilak etmiş algılama düzeyim sıfırlanmıştı neredeyse.
Nedenini bilmeden ha gayret dersane dersane dolaşıyor,öğrenme sancılarıyla kabuslar
arasında kalıyordum.
Bir süre temel ingilizce düzeyimi oturtmak için gittiğim kurstan şehir değişikliği gerekçesiyle ayrılmak istedim.
Görevli sekreterle kapışıyoruz; o bana İngilizce öğretme derdiyle para kazanma iç pazarlığı içinde
kursumuz şu kadar sürede biter,şu kadar devam etmelisiniz, deyimleriyle çıkışı vermemekte kararlı.
Yok kardeşim bana devam ettiğim sürenin belgesini ver, fırsatım olursa gittiğim şehirde devam ederim.
Sanki üniversite denkliği alıyoruz(!)Olmadı ikna edemiyorum sekreteri.Baktım olmayacak,
Kardeşim ben gidiyorum; ya son yatırdığım parayı ver ya da burada temel düzeyi bitirdiğime dair belgeyi.
Yok anlamıyor,3 ay bitmedi,sonra meb sınavı var,sonra...
Kardeşim bir siz misiniz bu kursu veren!
Neyseki çıkışı aldık.Yolumun daha düşmeyeceği yer olarak kaldı hatıralarımda; ama İngilizce'yle işim bitmiş değildi.
Bir süre ara vermeliydim öğrenimime; ama akranlarımın çoğu atı alan Üsküdarı geçiyor,ben yarı yolda mı kaldım, duyguları içindeydim,iş hayatının gerçeklerini kavrayana kadar.Pek elim;ama asıl kaygıymış hayat geçim telaşında.
Ne makam ne rütbe tanıyor bazen geçim kaygıları.
Şükür ki o kaygıyı derinlemesine yaşamadım;ama tadıyor olmak da anlayışımı derinleştiriyor.
Baktım ki zaman aynı zaman,öğrendim ki ne kadar bilirsen bil karşındakinin anlayabildiği kadardır bildiklerin
ve anlatabildiğin kadar da anlaşılır ifadelerin.
Geldim büyümediğim;ama doğduğum topraklara.
Çocukluğumdan kalan 'ne kadar küçikina kafeka'deyimlerini unutmuştum, bilemediğim tanıyamadığım bu topraklar gibi.
Görmeyeli hissetmeyeli yılllar, yıllar olmıuştu buranın insanlarını,konuşunca hüsran.
'Eba çekil karşımdan,dikilme karşımda öyle!'
Eba?
İngilizce değildi,anlıyordum da alışık değildim,yıllar sonra şaşırdım...
Peki öğrendiklerim ne işe yarar buralarda diye içerleniyordum.
Çok defa kavga bile ediyordum,üst benle.
Durmak yok,yola devam.
Daha öğrenecek çok şey var hayatta,diye teselli ediyordum kendimi.
Oysa ne gerek var,diyemiyordum.
Kendi dünyamda ben, daha bir mutluymuşum.

http://twitter.com/ARZU_AKTURK
| USD | 1,5160 ![]() |
EURO | 1,9270 ![]() |
| ALTIN | 61,3713 ![]() |
İMKB | 60608,08 ![]() |
